Yazıma başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum; 8 Mart aslında benim için bir kutlama gününden çok anma günüdür…
8 Mart 1957, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olma yolunda verdiği savaşın ilk mücadele yılıdır.
Bu gün, dünya genelinde kadınların eşit haklar ve toplumsal adalet taleplerinin simgesi haline gelmiştir.
Kadınlar, tarih boyunca sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel, siyasi ve ekonomik alanlarda da eril zihniyete karşı büyük bir direniş sergilediler.
Kadınların ne kadar değerli olduğu ‘8 Mart’ tarihinde herkesçe dillendirilir. Elbette ki kadınlar her dönem için çok değerli ve önemli.
8 Mart tarihi ise çeşitli etkinlikler düzenleyerek bunu dile getirmenin ve kadının rolünü hatırlatmanın sadece bir vesilesi.
Bu önemli gün yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir mücadeleyi hatırlama, anma ve daha güçlü bir şekilde sürdürme anlamına gelir.
Ancak bu mücadelenin her coğrafyada farklı şekillerde biçimlendiğini de unutmamak gerek.
Kadınların karşılaştığı eşitsizlikler ve şiddet, tüm dünyada benzer biçimlerde varlığını sürdürüyor.
8 Mart, sadece bu sorunları dile getirmekle kalmaz; aynı zamanda kadınların güçlenmesini ve toplumsal hayatta eşit haklar için birlikte mücadele etmeye de teşvik eder.
Kadınlar sadece 8 Mart günü hatırlanmak değil, hayatın aslında birçok evresinde var olduklarının farkında olunmasını istiyor.
Bahsettiğimiz şey fiziksel bir eşitlik değil aksine sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda ‘eşit’ olduğumuzu savunuyoruz.
Bugün kadınlara sosyal ve ekonomik hayatta daha aktif rol alması yönünde hemen her yerden mesajlar gelecek.
Kadının güçlendirmesine dair bazen öyle mesajlar alıyoruz ki biz bile şaşırıp kalıyoruz.
Bölgemizde ve şehrimizde bugüne kadar kadınların sosyal ve ekonomik hayata dair somut projelerine tanık olmadık.
Kadınlar için düşünülen birçok proje, çoktan unutuldu bile.
Dönüp baktığımızda; Batman genelinde kadınların bir arada olduğu STK ve Kooperatif sayısı oldukça yetersiz sayıda.
Bugün biz kadınlara yine bir yığın vaat verilecek ama yarın sabah uyandığımızda yine ‘tek başımıza’ kalmış olacağız…
KÜRT KADINLARININ GÜCÜ
Yıllarca tanık olduğumuz ve hala da olmaya devam ettiğimiz acılarımız var.
Kadınların iş hayatındaki eşitsizliğinden tutun da her gün karşımıza çıkan onlarca kadın cinayeti…
Sadece bir çiçek alınarak veya hoş bir mesajın verilmesiyle ‘8 Mart’ kutlanmış olmuyor.
Önemli olan 8 Mart’ın hayatımızın her anında hatırlanması.
Coğrafyamızda kadına büyük bir değer veriliyor kuşkusuz.
Bu da büyüklerimizden aşılanan öz saygıdan kaynaklıdır.
Peki ama haklarımız eşit mi?
Kürt kadınları 8 Mart mücadelesinin bir parçası olmakla birlikte özgürlük arayışlarında da evrenseldir.
Bundan 100 yıl önce 8 Mart’ta kadınlar, işçi hakları ve eşit ücret talep ediyorlardı.
Bugün ise kadınlar, sadece çalışma hayatındaki eşitsizliklere karşı değil, aynı zamanda tüm dünyada savaş, yoksulluk, ayrımcılık ve şiddetle de mücadele etmek zorunda kalıyor.
Kürt kadınlarının göstermiş olduğu mücadele, bu direnişte özel bir yer tutuyor.
Kürt kadınları, sadece kendi kültürel ve sosyal yapılarında değil aynı zamanda bölgesel ve küresel anlamda da büyük bir direnişi simgeliyor.
Dünyanın birçok yerinde Kürt kadınları, hem toplumsal eşitsizlikle hem de politik baskılarla mücadele etmek zorunda kalmışlar ve kalmaya da devam ediyor.
Ancak bu kadınların, dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla kurdukları ortak bağ, 8 Mart’ın sadece bir kutlama günü değil, birleştirici bir güç olduğunun canlı bir örneği adeta...
Sonuç olarak 8 Mart’ı kutlarken, sadece kadınların kazandığı hakları değil, bu hakların elde edilmesi için verilen emekleri de hatırlamalıyız.
Yazıyı bitirecek olursak;
Kadınların sadece evde değil, toplumun her alanında söz sahibi olmaları gerektiğini sadece 8 Mart günü hatırlamayalım!
Kadın birleştirici, barışçıl ve umuttur.
Her yıl bu tarih, kadınların güçlenmesi ve haklarının korunması için bir çağrı ve daha adil bir dünya kurma yolunda atılan önemli bir adımdır.
Öyleyse; Pîroz Be 8’ê Adar’ê Roja Jinên Kedkar…
Kutlu ve umutlu olsun 8 Mart.